GEBA Derneği Yazılar Sayfası
Gelişim, Eğitim, Bilim ve Araştırma Derneği (GEBA) olarak; toplumsal gelişimi destekleyen, düşünsel üretimi teşvik eden ve çok yönlü bakış açılarını bir araya getiren yazılarla karşınızdayız.
Bu sayfada; eğitimin dönüştürücü gücünden bilimsel meraka, kültürel zenginliklerden toplumsal meselelere kadar uzanan geniş bir yelpazede yazılar bulacaksınız. Her bir metin; sorgulayan, düşünen, öğrenen ve paylaşan bir toplum inşa etme hedefimizin küçük ama değerli bir parçasıdır.
Yazılarımız, sizlerle birlikte büyüyecek bir bilgi arşividir.
Okuyun, düşünün, paylaşın… GEBA’lı düşünceye katkı sunun.
Psychology TimesTürkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.
Bilimsel doğruluk, akademik derinlik ve güncel gelişmeleri esas alarak, psikolojinin tüm alanlarında bilgiye dayalı içerik üreten bir yayın organı olarak faaliyet göstermektedir.

Erkekler Prenses mi Oldu?
Yoksa Biz Hâlâ 90’ların Cinsiyet Kalıplarında mı Takıldık?
“İnsan, kendi gerçeğini aramakla yükümlüdür; başkalarının biçtiği kalıplarla değil.”
— Kuramlar üstü bir düşünceye selamla
Bugün sosyal medyada ya da gündelik sohbetlerde sık sık şu tür yorumlarla karşılaşıyoruz:
“Artık erkekler iyice prenses oldu.” Bu cümle ilk bakışta sıradan bir şaka gibi görünse de, arkasında oldukça köklü bir zihinsel yapıyı barındırıyor. Aslında bu söylem, yalnızca erkeklik haline dair bir yargı içermekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin hâlâ ne kadar kalıplaşmış biçimlerde algılandığını da açıkça ortaya koyuyor.
“Prenses erkek” tanımı, günümüzde sıklıkla, duygularını ifade eden, hassasiyet gösteren, eşitlik talep eden, ilişkilerde anlayış bekleyen ve zaman zaman kırılgan olabilen erkekler için kullanılıyor. Ne yazık ki bu özellikler, çoğu zaman küçümseyici bir dille eleştiriliyor. Çünkü hâlâ duyguların ifade edilmesi “zayıflık”, anlayış talep etmek “nazlanmak” ve empati göstermek “feminenleşme” gibi algılanıyor. Oysa bu özellikler, sağlıklı ve bütün bir birey olmanın olmazsa olmazlarıdır. Cinsiyetten bağımsız olarak her birey; duygularını tanıma, ifade etme ve ilişkilerde psikolojik bağ kurma hakkına sahiptir.
Psychology TimesTürkiye / 11 Temmuz 2025

“OYUN ÇOCUĞUN EN CİDDİ İŞİDİR.”
Maria Montessori
Günümüzde teknolojik gelişmeler, çocukların oyun oynama biçimlerini kökten değiştirmiştir. Sokakta sek sek oynayan çocukların yerini, tablet başında saatler geçiren bireyler almaya başlamıştır. Oyun, çocukluk döneminin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul edilse de, artık bu oyunların içeriği ve ortamı ciddi biçimde dönüşmektedir. Bu dönüşümün çocukların psikolojik, bilişsel ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri, hem ebeveynler hem de eğitimciler için önemli bir tartışma konusudur. Bu makalede, dijital oyunlarla geleneksel oyunların çocuk gelişimi üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak ele alınacak; çocuklar için hangi tür oyunların, hangi koşullarda daha faydalı olabileceği bilimsel veriler ışığında değerlendirilecektir.
Oyun Kavramının Psikolojideki Yeri
Oyun, çocukların dünyayı anlamlandırdığı, sosyal ilişkileri öğrendiği ve kendini ifade ettiği temel bir etkinliktir. Gelişim psikolojisi kuramcılarından Jean Piaget’ye göre oyun, çocuğun bilişsel gelişiminin bir yansımasıdır; Vygotsky ise oyunu, çocuğun toplumsal kuralları öğrenmesini sağlayan temel bir yapı olarak tanımlar.
Psychology TimesTürkiye / 13 Haziran 2025

Bir kişiye olduğu gibi davranırsanız olduğu gibi kalır, olması gereken kişi gibi davranırsanız, olması gereken kişi olur.”
– Johann Wolfgang von Goethe
Çocukların kişiliği yalnızca belli bir yaştan sonra gelişmez. Doğumdan önce ve doğumdan sonra aldığı tüm uyarıcılar, onun gelişiminin bütün boyutlarını etkiler. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu ortamın kalitesi çok önemlidir. Çocuğun yaşının küçük olmasından dolayı hiçbir şeyin farkında olamayacağını, anlamayacağını ya da herhangi bir sorumluluk alamayacağını düşünen ebeveynler olabilmektedir.
Çocuklukta temelleri atılan özgüven ve öz saygı, bireyin tüm yaşamını şekillendiren psikolojik yapılardır. Bu yapıların gelişimi; aile, okul ve çevresel faktörlerin ortak katkısı ile şekillenir. Psikolojik sağlamlık, duygusal esneklik ve sosyal uyum, sağlıklı özgüven ve öz saygı gelişimi ile doğrudan ilişkilidir. Bu yazımızda, özgüven ve öz saygının gelişimsel temelleri, ebeveynlik stillerinin ve çevresel etkilerin rolü ile birlikte değerlendirilmiş; aynı zamanda sağlıklı gelişimi destekleyen ebeveyn stratejilerine yer verilmiştir.
ÇOCUK DEYİP GEÇMEYİN! ÇOCUĞUNUZUN ÇOCUKLUĞUNU CİDDİYE ALIN.
Psychology TimesTürkiye / 28 Mayıs 2025

Yas Süreci: Çok Sevdiği Bir Yakınını Kaybeden Çocuklar İçin Aile Desteği
Çocukluk ve ergenlik dönemleri, bireyin duygusal ve bilişsel gelişiminin hızla ilerlediği, aynı zamanda çevresel etkenlere karşı hassas olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde yaşanan bir yakın kaybı bireyin gelişimsel sürecini derinden etkileyebilir. Yas süreci, sadece bir yakın kaybında değil, kişinin derin bir bağ kurduğu evcil bir hayvan ya da çok bağ kurulmuş bir eşya, bir oyuncak kaybı bile ortaya çıkabilir. Yas süreci, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, kaybın niteliğine ve çevresel destek sistemlerine bağlı olarak farklılık gösterir. Yaşanan kayıp ve yas süreçlerinde kaygılı, üzgün ya da kederli olunduğunu gösteren davranışların doğal bir süreç olduğunu düşünmek, bu süreçte çıkan sorunlarla sağlıklı baş edebilmek için önemlidir.
(Devamı için tıklayınız!)
Psychology TimesTürkiye / 5 Mayıs 2025

“Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.” – John Lennon
ZİHİN HİJYENİ VE STRESLE BAŞ ETME YOLLARI
Günümüzün hızla değişen dünyasında, birçok insanın her günü bir adım daha hızlı geçiyor ve sürekli bir koşuşturma içinde hissediyor. Zihinsel yük ve bedensel stres, bu hızlı tempo ile birlikte artarak, kişilerde gerginlik, kaygı ve olumsuz duygular yaratabiliyor. İster sosyal hayatla, ister iş yaşamıyla ilgili olsun, dengeyi kurmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu yazıda, zihinsel sağlığımızı korumak ve duygusal yüklerimizi doğru şekilde yönetmek için uygulayabileceğimiz bazı Zihin Hijyeni ipuçlarını ele alacağız.
Psychology TimesTürkiye / 18 Mart 2025